29/4/2008

İç konuşmaları -1-

                                    

     Akşam sessizliğini bozan   soğuk karanlıkta kalmış yüreğin içinde belirlenen derin izler yada bir yerde başkasının yada kendinin kalan ayak izlerinin fısıltılarıydı . Ruhunun yorgunluğu  veya yıllara olan karşı konulmaz yaşlanmanın vermiş olduğu bitkinlikte olabilirdi bu serzenişlerin yakınımı . Yalancı yarenlikteki sohbette; iç dönüşlere dökülen kelimelerin sevgi ve saygıyı yitirmeye yüz  tutmuş zamanları eleştiren çekişmelerdeydi .

      Nereye ait olduğunu  bilmeli ve yarını düşlerken   umudu yeşertecek filizlerin ekili olması lazım ki ruhunuda ona göre inşa etmeli  insan . Belirsizliğin hüküm sürdüğü durumlar ki tutumlar. Bu her durumda her şey olabilir de  iş ,aşk ,ev ,yurt gibi kısacası insan olduğumuzu hatırlatan içinde bulunduğumuz durumlar .İşte o günü yaşayıp kotartan bir düzensizlikte belirsizlik dalgalı bir bayrak gibi sallanmakla yarına nasıl mutlu bakılabilir ki. Yarın her zaman umut edilen hedefi belirlenen bir dilim olmalıdır bu hep olumlu düşünülen bazende ne yazık ki yüzde yüz olumlu olacağı bilinmese bile umuttur hep beklenen ve kurulan hayaller. Nereye ait olduğunu bilmeden ne hayal kurulabiliyor nede umut bağlana biliniyor.

     İnsan ortalarda olduğunu hissettiren hiçbir zaman kendisi değildir.Bunu sana birileri hissettirir  o birilerinin   durum ve halleri senin nerde durmanı nereye ait olduğunu gösterir . Oraya ait olmadığını bil ipte durmak ne işe yarar; sadece bu kendine saygısızlık ve ruhuna sevgisizlik aşılamaz mı o zaman bu yanlış duruş ne ? Bu inat ; nereye ait olduğunu bilmeyiş veya ortalarda olma duygusunun adı üç harflik kelimeyse bile değer mi bu ikilemlerde  olmaya .

    Bilinmeyen bir yarına neden ki kürek çekilsin amaç sadece o günü yaşamaksa buda başka bir duruşsa kabul edilişse ancak  tek kişilik olaylar için onaylanabilen bir olgudur. İki kişilik olaylarda  bugünün dışında yarınında sorgulaması olmalıdır.

 

H.Kurt 28.04.2008

20/2/2007

Gerçek ne?

                                 

Birisinden duymuştum ama kimdi şu an hatırlamıyorum şiir yazanlar boş zamanı olanların uğraşısıdır demişti bizde gençliğimizde çizdik yazdık işte bitti artık gerçek hayattayız demişti.Şair de olamayacağımıza göre aşkta bu yaşta artık olmayacağına göre boş işler onlar demişti.

Biz düştük yaşam gayesine bunlar boş insanların işi mi bilmem soruyorum acaba öylemi?(Blogdaki arkadaşlara)

 

Bence herkesin kendi kendine bir özeli vardır yada hayal ağacı hani çocukken çıkıp yalnız kalmak için sığanımız vardır ya öyle .Kanımca bende hayal ağacıma arada gidiyorum bu sefer şiirlerimde, okuduğum kitapta, yada çizdiğim resimde gerçekten uzak; ama aşkı, ama hayatı, ama dostlarımı, ama anlatamadıklarımı çekiştiriyorum.Bu benim kendimle iç döngülerim gerçek ne kadar varsa benim içimde başka bende var ve onu yokmuş sayamam.

 

Böyle bir günde böyle bende ben olduğum günde yalnızlık dizginlenmemiş at gibi bozkırlara koşmak istiyor.Yazmak yazmak coşmak istiyor o kadar masada bekleyen iş arasında .Sadece şu an bildiğim bilmediğim gidemediğim yerleri anlatan bir kitap ta yok olmak istiyorum.Gerçek telefondaki iş trafiğini yoğunlaştığım şu an .Ve gene sıcacık evimin bir köşesinde ruhumda bulduğum bir küçük sahneyi akseden her hangi bir karede karakalemim silgisiz boş kağıtta ellerim karaya bulanacak kadar resim yapmak istiyorum.

 

Ve daha çok yapmak varken içimde işte o gerçekte yaşayan ben .

Soruyorum gerçeklik ne?

 

 

 h.kurt*02*2007

 

11/1/2007

bu sabah

İçim çılgınlık derecesinde suskun bu gün ,ruhum tutsak sokaklar da caddeler de gezerken ne üstümdeki elbise benim ne bu beden ki etrafımdaki hareket eden her şey daha çok ken boş konuşmaların hiçliğin derinliğinde  sessizce konuşsanız bile beynimin fark edilmemek için verdiği repliklerle cevaplamakta sadece şaka, söz ,lakırdı hepsi sonsuzluk içinde anlam karmaşamda uçuşta karanlıkta.Bu kez bu sabah ve bu günüm karamsar boş ama içim tutsak özgür dolumlarda.Gözlerim denize doğru bakıyor ,bilmediğim ,gitmediğim ,dokunmadığım ve hiç hissedemediğim o yerlerde ben tek sem şu an tek kalma dürtüsü bir o kadar bana yakın sebepleri ararken daha iç dönüşlere dönmekteyim ve yorgunluk bedenimden ziyade ruhumda ağır halatlar gibi örüm örümde ayaklarım ise paslı prangalı .Bir tablo çizsem bu sisli havaya inat utanacağım yaradanımdan ama affım büyük yıkık kalıntı içinde kalışımı görünce bilirim afet edecek beni.

Yok ağlamıyorum bu kesin ve net çünkü yüreğimin gözyaşlarını zaten kimse görmez. Bir tablo sessizliğinin içinde uçsuz bucaksız bir hayalet otobüsün en ön koltuğunda bir sürü insan seli yolcunun içinde bir tek benmiş ve etraftaki essiz güzelliği bir tek ben fark edermiş gibi tutsam o renk o muhteşem güzelliğe ulaşacakmış gibi ama kıyamamanın verdiği dokunamamak ta kalmada olsam bile ve devam etsek gitmek zaman bir zaman gibi gün gibi uzun ve kısa gitmek ,gitmek , gitmek deryası bilinmez yolculuk ve bir noktaya geldiğimde hım işte ben burada inicem hiç konuşmayan bir yolcu gibi herkes sussa evet konuştu en sonunda dedirtecek halde insem ,kervan geçmez , bir yeşil ki, bir güneş ki, bir orman ki, bir dere ve akarsu ki ve bir kulübe ki sıcakta bile bacası tüten gibi hallerden sıcak bir ev otursam, otursam bilmesem zamandaki kayboluşumu ama sonra bir silkelensem , bir silkelensem ,anlasam ki üstümden uzun zamanlar geçmiş olsun işte o an arasam insanları işte o an yalan dünya nerde desem ben gerçeğime doyduğum o noktada ben şu an burada olayım İŞTE BU SABAH VE BUĞÜN BÖYLEYİMMMMMM…………….

 

 hanife kurt